bapbapcibapbap2 yorum var - 16 Haziran 2008 13:31"yasak yasak yasak" olduğundan mütevellit vapura binmeden önce iskele önünde sigara içenlerina arasına katılıyorum. sabahın köründe tek bir çöp önünde oluşan kalabalığın arasına katıldığımda onu farkettim. kaşınıyormuşçasına da gözlerinin içinde baktım ve artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim. çok geçmeden bana gülümsedi. aslında o an kaçmam gerekirdi fakat sigarayı atmaya gönlüm razı olmadı. vapur saati yaklaştıkça kalabalık azaldı ama lanet sigara bitmediğinden "o"nun bana ulaşma ihtimali git gide yükseliyordu. en nihayetinde olan oldu. "melaba çok dertli sigara içiyorsun yeaaa günaydın" dedi. "ah aşüfte gözüme gözüme güneş giriyor ondan kaşlarım çatık" demedim, diyemedim. "ahah size de günaydın" dedim. bu yapmacık gülüşlerin ardından yüzde bir sırıtma ifadesi kalır ya, uzun süre normale dönemez hani; ondan gelmişti işte bana. sırıtık kaldım öyle. hem sırıtık hem kaşlar çatık, acı çeken bir surat ifadesi. böyle kızlar var. ürküyorum. ya hakikaten her önlerine gelenle konuşuyorlar ya da ben "çoggonuşulabilirpotansiyeliolaninsan" statüsüne giriyorum. mesleğim gereği çok seyahat ediyorum. - rexona reklamı gibi oldu- yalan tabi. göçebeyim. toplu taşıma araçları korkulu rüyam olmaya devam ediyor. bu "çogsosyalinsanlar" tarafından kurban olarak seçilmek istemiyorum. sosyofobik oldum.-umarım böyle bir kelime vardır.- kalabalık yerlerde çipil çipil bakan gözleriyle bir tarama yapıp kendilerine uygun birini seçiyorlar. zamanında ipek ongun' un "bir pırıltıdır yaşamak" adlı kitabını okuyup oradaki direktifleri uygulamaya karar vermiş insanlar bunlar. kendilerini tüm çirkinlikleriyle seviyorlarmış, sapık gibi. şu cümle aklımda "eğer ki birinin parfümünğ beğendiyseniz yolda durdurup markasını sormaktan çekinmeyin." işte bu insanlar ipek ongun yüzünden bu halde. bir de saç rengi soran versiyonu var bunların. nasıl bir sevgi pıtırcıklığıdır bu? benim bu tepkimi görseler "kendi karanlığına başkalarını da hapsetmeye çalışıyorsun ama ışığını bul" derler bana. işte o an kafa atabilmeyi dilerim. konuşmayın lan benimle! bir de ağzımın içine giriyorlar konuşurken. "acık öte git be kadın!" demek istiyorum. canınız sıkıldıysa açın bir şeyler okuyun yoksa direk sayın, kuş sayın. ama insanları taciz etmeyin, beni üzmeyin. 6 yorum var - 06 Haziran 2008 17:04çift sayılar kaldırılabilir. eğer bölümüme devam etseydim bu öneriyi götürecektim hocalarıma. -hocalarımmmm askldjsalkds- çift sayılar o kadar gereksiz ki. imza kampanyası başlatsam "çift sayı olmasın!" diye.. tutsa, kabul edilse, elimde bi' kutu çukulata diğer elğimde imzalarla gül' e çıksa, tamam nana için rahat olsun çift sayı yok artık deseler bana nasıl da mutlu olurum. hayır ne gerenk var? böylece her şey çok daha güzel olacak bence. şimdi açıklayamıyorum ama hissediyorum bunu ben. -bi' güç var hissediyorum asşdlkasşdlkaşlda- misal ol zaman emlakçılar daha çok iş yapacak. "2+1" ev değil "1+1+1" ev diyecekler. müşterinin gözüne çok görünecek. 99.999 gibi işte. aynı şekilde kampanyaların adı da "2 al 1 öde" olmasın "1 alana 1 bedava" olsun. bu insanlar hiç işlerini bilmiyorlar. öncelikle "bedava" kelimesini duyunca ben ve benim gibi belşçilerin algıları açılır hem de çift sayı kullanmamış olurlar. paradan da "0" atmış oluruz. çünkü sıfır çift sayı. 7 yorum var - 06 Haziran 2008 14:09karşıyım. peki portakal ve limon? nah yersiniz. iğrenç olur yenmez o. insan gibi soyarsınız öyle yersiniz diğ mi? evet. peki o zaman bu sinekten yağ çıkarmacılık niye? neden o kabuklar bilimum pasta, kek, böreğin içine atılıyor. kabuk bu be koyulmasın. limon ve portakal kabuğu kendi haline bırakılsın. değerlendirilmesin, rendelenmesin. ek: dere otu ve maydonoz da kendi haline bırakılmalı bence. ona da sonra değinirim. bırakın otlar çiçek açsın! 5 yorum var - 03 Haziran 2008 17:20böylesi ulvi bir arama motoruna keraneci muamelesi yapılması gerçeği: sadet; soru: soru: soru: soru: soru: soru: soru: soru: soru: soru: saadet; 3 yorum var - 25 Mayıs 2008 12:33hayır hayır öyle nevrotik, histerik bir yazı beklemeyin. bildiğiniz tül perdeden bahsediyorum. mantıklı olan bir evde perdeleri evin uzun boylu olanının asması bence. ama ne hikmetse bizim evde perdeler yıkandığı zaman asılmak için beni bekliyor. 3 haftada bir biliyorum ki eve girer girmez birisi "heh nana gel şu odanın perdelerini yıkadım bir asılacak" diyecek . anamın evi, babamın evi farketmez. 1.85 boya sahip bir babam ve boy olarak beni çoktan sollamış kardeşlerim varken neden hala ben ıkına sıkına bu perdeleri asıyorum bilemiyorum. bir de kolay bir şey değil bu, ıslak perde asmak. ev hanımları kolayını bulmuşlar perdeyi ütülememek için ıslak ıslak astırıyorlar. ama benim ağzıma sıçılıyor burda. bu yolda en büyük acı ise yalnış sıraya perde takmak. aman yareppi ne adrenalin. merdiven girmeyen yerlerde sandalye üstüne bir şeyler koyup da dengede durma çabası. yok dağcılıktı yok bancicampinkti ne hacet? --bu acımı küllerinden alevlendirdiği için de umut sarıkaya' ya teessüf ediyorum.- esen kalın, perde asın. 1 yorum var - 25 Mayıs 2008 12:18şu kısa ömrümde ailem tarafından asosyal olarak adledilmemin tek sebebi akraba ziyaretleridir. efendim annemin akrabalarından biri, 100 yaşında olabilir bilmiyorum ben kendimi bildim bileli yaşlı bir teyze. ve bunun bir tayfası var aynen yaşlı teyzelerden oluşan; (kadınla 4 yaşındayken talihsiz bir tanışmam olmuş, tam hatırlamıyorum. sadece gözüme yalnışlıklan dirsek attığını ve uzunca bir süre mor mor dolaştığımı bilirim.) "ilkbahar yaz son bahar kış 9 yorum var - 08 Nisan 2008 15:43"sen sen sen mavi eöö yeşil eöö renkli pantolonlu eller yukarı!" bir mavi pantolonun bir insanın başına açabileceği dert sayısının ne kadar olabileceğini tahmin etmeye çalışırken ben, birileri dondurma yiyor, birisi tek başına sahilde bir bankta oturmuş güneşleniyor bahar bahar, bir amca yanında oturanın gazetesine sulanıp en sonunda galibiyetini ilan ediyor, teyze kendisine yer vermesini istediği kurbanın seçip yanına yaklaşıyor ve istedişğini elde edene kadar göbeğini kafasına kafasına vuruyor, fotoğğrafçı adayı birisi vapurun kıç tarafında haydarpaşa fotoğğrafı çekiyor, 15 yorum var - 18 Ocak 2008 17:13vallahi oynayamayan gelin ve dar olan yeri ile bir ilgisi yok bu durumun. sanal mülteci olduk resmen. sözlükten sözlüğe savrulduk en sonunda buraya geldik. ha geldik de noldu? onu geçtim bazı insanların kendilerini tanımlama halleri o kadar komik ki, bu bile "ben napıyorum burda lan?!" demeye yeter. -sailor mars da taşmış hani-- ya da --bence-- "sigara içmedim, içmiyorum, içmeyeceğim" diye bir etiket olmamalı. zaten sigara içmemek normal olandır. sigara içmek ekstra bir durumdur. ama şu da itin götüne sokulası bir etiket ki: "sigara içerim çok kahve içerim az yemek yerim düzensiz uyurum yakında da ölürüm". aferin. ne demek ki bu? "hey bakın çok çılgınım ağzıma sıçıyorum kendim kendimin" mi demek? hıı. e peki o zaman. sorsanız %80' i normal değil zaten. herkes deli. herkes çılgın. e ona da peki. %70 ayyaş. pekih. %70 romantik isyankar. pekih. %60 depresif. %80 olgun. peki peki peki. öff öyle be. sıkıntı bastı şu kısacık sürede sizin anlayacağınız. ha diyenler olacaktır "bu kadar bok attın siktir git o zaman ne duruyorsun" diye. gitme mevzuu ihtimaller dahilindedir. yüreğinizi serin tutunuz. 4 yorum var - 16 Ocak 2008 14:12konuya gireceğim ama öncelikle "sınav" diye bir şey var, final diye bir şey var bunu belirtmek istiyorum. vicdan azabı içerisindeyim ve allah' ın sopasını artık 2.senemde ensemde hissetmek üzere olduğum kanaatindeyim. çok hisli bir insanım, o kadar hisliyim ki o kadar olur. burus vilsi sevmiyorum ve bunun konumuzla alakası yok tekrar söylüyorum. zaten sabah gözlerimi açtığımda belliydi yine atraksyonlu bir gün içerisinde olacağım. sabahın kör vaktinde uyandım. ama bu sefer inandım tekrar uyumam gerektiğine çünkü muhtemelen bu gece uyuyamayacaktım. -sınav diye bir şey var söyledim di mi?- ve üstün bir başarı göstererek tekrar uyudum. uyandığımda arkadaşım sınavına çalışmakta ve sigara dumanıyla beni boğmaktaydı. "camı açabülür müsün sevgili argodoşum?" dedim ve tekrar uykuya dönmek istedim. lakin elektrikli testere sesiyle irkildim apansız.-hayır arkadaşım beni kesmeye falan kalkmadı- evimizin önündeki eşşşek kadar ağacı - ki şahane bir ağaç. hastasıyız.- kesiyorlarmış. titredim ve kendime geldim haliyle. hemen pencereden çemkirmek için kalkacaktım ki -mahalle teyzesi edasıyla yapacaktım bunu. çok heveslenmiştim.- amacın ağacı budamak olduğunu anladık. yine de ağacın etrafına bir yığın insan toplanmış olması muhtemeldi. eğlenebilirdim. fakat camı da açtık ya oda acayip soğumuştu üşendim kalkmaya. neyse efendim en nihayetinde o yataktan kalkmak gerekti. bir süre sonra üst komşumuzdan çok şenlikli sesler gelmeye başladı. hayli eğleniyorlardı öğlen öğlen. kalabalıklardı ve tahmin ettiğim kadarıyla birisi üst komşumuzun bass gitarını gösterip " sen mi çalıyorsun? bir şeyler çalsana bakalım" demiş olacak ki komşumuz selvi boylum al yazmalım' ı bass ile çalmaya başladı. ve bir diğeri "oo olm sen çalmayı bilmiyorsun" demiş olacak ki "abii valla biliyorum bak ahana ahana" dercesine slap atmaya başladı. -seinfeld' deki gibi hee. ben de evin içinde elaine modunda geziyordum bu arada- yine bir başkası sırtını sıvazladı "boşver baba" dercesine bir bakış attı anlaşılan ve komşu gitarı bıraktı. işte asıl korkulu rüyam o zaman başladı. oyuncak org vardı evlerinde. han şu korkunç sesler çıkaran ve 5-6 yaşlarında çocukların elinde tehlikeli bri silaha dönüşebilenlerden. muhtemelen karşıdaki bakkaldan aldıkları 4lü pili bir heves takıp tüm yeteneklerini göstermek istediler birbirlerine. ve şahane melodiler duymaya başladım ondan sonra. birisi alıp "bak postacı geliyor"u çalarken diğeri elinden kapıp "ılgaz anadolu' nun sen yüce bir dağısın"ı patlatıveriyordu. bir ara "yine bir gülnihal" duydum gibiydi ama çok kısa sürdü. kaptılar elinden garibimin. 7 yorum var - 14 Ocak 2008 15:48"bende de göz tansiyonu var. her gün damla damlatmazsam kör olurmuşum. ömrüm boyunca bu damlayı kullanmam gerekiyormuş artık." babuşşş mavi ekran verdim yeaaaağ- gibisinden dejenere laflar etmek istemem ama bu teyze bugün beni hayattan soğuttu. teyze dediğime bakmayın kendisi anladığım kadarıyla 80 yaşlarında. ve söylediğine göre 30 kilo 800-net!- gram ağırlığında. ve de tahmin edileceği üzere siyah kalın çerçeveli gözlüklere sahip. zaten yanımdaki kürklü ve yelpazeli bir başka teyze; koltuğumun yarısını da işgal ediyor.-1,5 koltuk eder. hımm.- ve elindeki 8 ocak 2008 salı tarihli hürriyet gazetesinin kelebek ekini büyük bir dikkatle okuyor.-bir süre sonra orta sayfalardaki güzin abla köşesini eli yardımıyla kesikli çizgilerden yırtarak çantasına aldı. o andan sonra bir daha dönüp bakmaya korktum.- ben inerken teyze hala konuşuyordu, " karşı apartman var ya çirkin yeşil olan; onun 5 katında 4 hanım yaşıyor. pek samimiler. hep gidiyorum. bir samimiler, bir samimiler..." seni anlıyorum william blake! |